Haberler >> Düşüncenin Gücü
 
ANASAYFA‹‹
KÜTÜPHANE‹‹




ANKET
Hayatımı... 
 Düşünüp planlayarak yaşarım
 Düşünüp planlamadan yaşarım
  

Ye, Dua Et, Sev

Elizabeth Gilbert’ın anı kitabı “Eat Pray Love / Ye Dua Et Sev”i 2006 yılında, yayımlanır yayımlanmaz büyük ses getirdi. 40 dile çevrilen kitap, tüm dünyada yaklaşık 10 milyondan fazla sattı. İşte birçok ülkede en iyi satan kitaplar listesinde uzun süre kalan “Ye, Dua Et, Sev” kitabı şimdi film oldu. Başrolünde ise kitabın en büyük hayranlarından Julia Roberts yer alıyor.
Kitabı bu kadar çok satan ve birçok dile çevrilen bir eserin filmini izlemek bana cazip geldi. Sinemaya gitmeden önce bazı arkadaşlarım beni uyardılar. İçi boş bir film, kadın o kadar çok yemek yiyor ki seyretmekten acıkırsın, erkekler gitmesinler bu kadını anlatan bir film. Sezondan kaldırılmadan neyse ki yetiştim.

Filmin konusu kısaca söyle açıklanabilir; Julia Roberts’ın canlandırdığı Liz Gilbert, bir yandan kendi gerçek iç dünyasını yeniden keşfedip, onunla tekrar bağ kurarken, bir yandan da dünyayı meraklı gözlerle gezmeyi arzu eden modern bir kadındır. Gilbert, modern bir kadının isteyebileceği her şeye sahipti. İyi bir eş, şehre uzak büyük bir ev, başarılı bir kariyer fakat kendini tatmin olmuş ve mutlu hissetmek yerine o, panikle tükendiğini hissediyordu. Kendisinin sahip olduğu bir başarı göstergesi olan şeyleri arkasında bırakıp bunun yerine koyduklarının hikayesidir. Takip eden bir boşanma ve boşanmasının ardından bir yol ayrımına gelen Gilbert, işinden bir yıllığına izin alarak, karakterine hiç uymayan bir şekilde güvenli limanından çıkarak, hayatını değiştirmek için her şeyi riske atar. Harikulade ve egzotik seyahatleri sırasında, İtalya’da yemek yemeğinin yalın zevkini, Hindistan’da duanın gücünü ve son olarak, beklenmedik bir şekilde, Bali’de ise içsel huzur ile aşkın dengesini yaşar.

Julia Roberts gibi bir başrol oyuncusu filmi sürüklüyor. Onun gözünden yaşama bakmak kadınların zengin iç dünyalarını anlayabilmek için bir şans olduğunu düşünüyorum. Çekimler çok güzeldi. Özellikle Bali sahneleri çiçekler ve doğa ortamı harikulade güzeldi. Amerika’da iken kocası ona her türlü fiziksel ve duygusal ortamı sağladığını düşünürken Gilbert hiç de öyle düşünmüyordu. Genelde de günlük yaşamımızda birbirimizi anlayamamamız ilişkilerimizde tükenme ve iletişim sorunlarını da beraberinde getirmektedir. Kadınlar çok özgür varlıklardır ama yıllarca ekonomik ve baskısal nedenlerden dolayı kendilerini bulamadıkları için içlerindeki özgürlük duygularını harekete geçiremediler. Türkiye’nin gerçeğine baktığımızda kadınların büyük çoğunluğunun ekonomik özgürlüklerini kazanarak kendi ayakları üzerinde duramadığını görmekteyiz.. Aylık beş bin doların üzerinde geliri olan kadınların çok ta fazla olmadığını düşünüyorum. Ben kendi içsel huzurumu bulmak istiyorum, içimdeki özgürlük duygusunu dışa vurmak istiyorum diyebilen kaç evli kadınımız eşlerinden ayrılmayı göze alabilir? Etrafımıza baktığınızda üç günlük İtalya seyahatine çıkan, bayram tatillerinde Prag’a veya Paris’e gidenleri görebiliriz. İş bir yıllık seyahate çıkmaya gelince Türkiye gibi ülkelerde biraz durmak gerekir. Kaç işveren çalışanına kendini bulacak diye bir yıl izin verir ki? Verdiğini düşünsek bile, içinde bulunduğumuz kriz ortamında seyahatinizden bir yıl sonra geri döndüğünüzde işinize kaldığınız yerden devam edebileceğinizin hiçbir garantisi yoktur. Gilbertin yaptığı bir yıllık gezi planının maliyetinin çok ta düşük olmayacağını düşünmekteyim. Evet pizzalar çok güzel ama İtalyada yiyip içmenin bile bir maliyeti var. Ben mi çok karamsarım diye bakıyorum ama benim ülkemin kadınları benim gözümden böyle gözüküyor.

Bundan bir sene önce ulusal televizyon kanallarından birinde önce Sultan Ahmet Camii önünde emekli bir grup Amerikalı turistlerle yapılan röportaj yayınlanmıştı. Çok yaşlı olmayan turist şöyle konuşuyordu, "ben her yıl farklı bir yada birden fazla ülkeyi geziyorum ve bundan da çok keyif alıyorum." Televizyon muhabiri soruyor, “emekli maaşınız ne kadar” diye. Cevap aylık 10.000 dolar. Ben ve benim gibi birçok kişi bu rakamı duyunca televizyon karşısında ufak bir şok geçiriyor. Bizim emeklilerimizi düşündüğümüzde 500 ile 1000 dolar arasında emekli maaşı alırken, hele de bir evi yok ise bırakın ülke gezmeyi bulunduğu kentten güzel yurdumun başka kentlerine gidemiyorlar ise, bu filmlerin yapıldığı ülkelerin bizim yaşam standartlarımızın geneline hitap edemediği çok kesin. Çalışanların durumları da çok iç açıcı değil. O yüzden filmin içini boş bulan ve beğenmeyenlere katılıyorum çünkü kendilerini o kadının yerine koyamıyorlar ki. Nasıl koysunlar ki?

Kadınlarımızın içindeki özgürlük, gezmek gibi duyugularını ve tutkularını çoşturan bizim için bir hayal kahramanı olan Gilbert’e gelince filmde eşini bulmuş ve devamlılığı olan iyi bir işi var. Durum böyle olunca, sırada mutlu olamamak var. Rahatın kendisini mutsuz etmesi var. Tükendiğini hissetmek var. Çünkü Amerika bir tüketim toplumu, insanlar her şeyi çok çabuk tüketebiliyorlar. Amerika’da bulunduğu bir sırada Tanrı ile direkt sohbet edişi sahnesini çok beğendim. Arada aracı yoktu ve bunu ilk defa yapıyordu. Tanrı ile konuşuyordu, onun kendisini duyacağından emindi. İtalya’ya gelince yeme dürtüsü ön plana çıktı. Çünkü Amerika’da görünümünün bozulacağı ve eşi tarafından beğenilmeyeceği korkusu ile istediği her şeyi yiyememesi onu mutsuz ediyordu. İtalyada şişmanlama korkusunu bir yana bıraktı. Kimin için şişmanlamayacaktı? olmayan eşi için mi? Kendini yemeğe, özelliklede İtalya’nın sembolü olan makarna ve pizzalara bıraktı. Evet dört ayda beş kg almıştı ama ne gam ne keder vardı. Dert etmiyordu artık bunları. Karbonhidratlar içindeki ruhsal acılarını dindiriyordu. Şarap içmek ve pizza yemek evet çok keyifliydi ama bu da bir süre sonra kahramanımızı bunlar da sıkacaktı.

Yazının devamı 2. sayfada >>


[12.08.2011]

1  2

1/2



 
 
DİĞER HABERLER  
Reiki Uygularken Sembollere İhtiyacınız Var mı?
Reiki Enerjisinin Bilimsel Açıklaması
Reiki ve Semboller'e Giriş
Reiki’nin Tarihçesi
Reiki Nedir?
Ye, Dua Et, Sev
Inception (Başlangıç) - "Müthiş bir rüya filmi"
Rüyalarımızın İlk Oluşumu